Bugun...
evden eve nakliyat evden eve nakliyat firmalari esya depolama sehirlerarasi nakliyat replika saat


Ragıp Eşref Filiz'in Yazısı: 'Cehaletin İktidarı'

Ragıp Eşref Filiz'in Yazısı: 'Cehaletin İktidarı'
+ -

Ragıp Eşref FİLİZ

 

 

 

Sadece Ramazan ayında ortaya çıkan gazlı içecek reklamlarında neşeli bir sofranın başında gözüken mutlu aileler gibi aslında hiç var olmayan ama ‘’olsa ne güzel olurmuş’’ dedirten sahte görüntülerden başka bir şey kalmadı elimizde. Bizi yönetenlerin insan doğasına ilişkin keşfettikleri korkunç bir gerçek var ve tüm bu başımıza gelenlerin sorumlusu açığa çıkan bu insani özelliğimiz. İnsanoğlu, dünyanın en çirkin manzarasına bile yeterince uzun süre bakarsa gözü belli bir noktadan sonra alışıyor ve insan beyni, kabul edilmesi en zor tabloyu bile normalleştirmeye başlıyor hayatta kalma içgüdüsünün de desteğiyle. Ne isyan etmeyi akla getirebiliyor ne de gidişatı düzeltebilmek için kendisini riske atmayı. Bu da başka bir özelliğimizle alakalı... Garanticiyiz. Rahatsız olduğumuz bir durum varsa bile bir başkası onunla ilgilensin diye bekliyoruz. Kabul edelim ki toplum olarak kapımızın önünde biri ölüp cesedi kokmaya başlasa ‘’Nasıl olsa belediye görevlileri gelir alır’’ diye aylarca bekleyip kokuya tahammül edecek kıvama geldik ya da getirildik. Bundan tam olarak emin değilim. Ya hep bu kadar umarsız ve korkaktır ya da Türkiye’nin içinden geçtiği son 15 yıllık süreçte AKP iktidarı insanlarımızı gerçekten istediği biatçı, itaatkar çizgiye getirdi. Belediyenin gelip kapımızın önünde yatan cesedi almasını bir kenara bırakalım, bizzat o cesedin orada olmasının sorumlusu olan katil olduğu bir dönemde yaşıyoruz. Ekonomi batmış ve her hafta ayrı bir şehirde birilerinin işsizlikten kendisini bir devlet binasının önünde yakması sanki normal bir şeymiş gibi algılıyoruz. Oysaki AKP’liler tarafından anlatıla anlatıla bitirilemeyen o meşhur 2001 ekonomik krizinde bir esnafın dönemin Başbakanı Bülent Ecevit’in önüne doğru bir yazar kasa fırlatma olayını senelerce yüz değişik açıdan defalarca izlemiştik televizyonlardan ve gazetelerde olayın boy boy resimleri manşetleri işgal etmişti sonraki birkaç yılda bile. (O dönemlerde Başbakanlar 5000 polisten oluşan bir koruma ordusuyla gezmedikleri için bir vatandaş Başbakana o kadar yaklaşabiliyordu) Şimdi ise insanlar sefaletten kendisini yakarken bunu yayımlayabilecek bir televizyon kanalı bile yok ortada. Sanki başka bir gerçek daha keşfedilmiş bizi yönetenler tarafından: ‘’ Sefaleti engelleyemiyorsan sonuçlarını gizlemeyi bil’’ Öyle ya? Kimse ‘’Açım!’’ ya da ‘’Mutsuzum!’’ diye bağıramazsa o zaman açlık da mutsuzluk da yok hükmündedir. Ama kimin için? Tabii ki ülkesinde ve dünyada neler olup bittiğini sadece çoğu hükümetin eline geçmiş televizyonlardan izleyen ve gazetelerden takip eden ortalama bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı için. Peki, ortalama vatandaş ne demektir? İşte burada isterseniz anlatımı Adolf Hitler’e bırakalım. Hitler hapisteyken yazdığı ve politik ideolojisini anlattığı ‘Kavgam’ kitabında aynen şöyle der: ‘’Siyasi propaganda yaparken ya da siyasi bir lider olarak halka bir konuyu dikte ederken söylemleriniz elitlere ve entelektüellere değil, cahillere ve geri zekâlılara hitap ediyormuş gibi olmalıdır. Halkla akıllı bir insana hitap ediyormuş gibi konuşamazsınız çünkü çoğu toplumun çoğunluğunu olduğu gibi Alman halkının da büyük çoğunluğunu cahiller oluşturur.’’ İşte bu sebeple Erdoğan’ın televizyona her çıktığında kime hitaben konuştuğunu anlamakta zorlanıyoruz. Hitap ettiği insanların her şeye rağmen onu neden alkışladığını anlamıyoruz vesselam. Adam kodlarımızı çözmüş ve bizim şimdiye kadar zannettiğimizin aksine ülkenin gerçek sahibinin onlar olduğunu ve seçimlerde onların oyunu aldıktan sonra toplumun geri kalanını memnun etmek zorunda olmadığını da anlamış durumda. Buna rağmen oyları mutlak iktidarını başkanlıkla pekiştirebileceği bir seviyeye gelmezse bile siyasi ittifaklar kurmak için bol keseden dağıtabileceği başkan yardımcılığı pozisyonları da var. Bu ülkenin namuslu ve hala toplumun iyiliğini isteyen bireyleri olarak kendimize şunu sormamız gerekiyor: ‘’Problemimiz Erdoğan ve onun çevresinde oluşan güç arayışındaki çıkar grupları mıdır yoksa eline fırsat geçse Erdoğan’dan beterini yapma potansiyeline sahip olan milyonlarca Erdoğancık mıdır?’’ Gerçeklikten her geçen gün biraz daha kopuyoruz. Yazarlara müebbet hapis cezası verilen komedi mahkemeler, bir günde sınır ötesi harekatlarda bin terörist birden öldürmeler, buna inanan yaşlı amcalar ve teyzeler, güçlü bir devletle pazarlık edilip anında salıverilen ve en başta neden tutuklandığını bilmeyen Deniz Yücel’ler… Bu konu zaten hepsinden beter. Eskiden saygınlığı olan bir devleti diğer devletlerden taviz koparmak için asılsız suçlamalarla başka ülke vatandaşlarını rehin tutan korsan bir devlete dönüştürdüler resmen. Acı ama gerçek. Bunun başka bir açıklaması yok. Bu durumdan kurtuluşun nerede yattığına dair bir fikrimiz olmaması ise bu durumun kendisinden de korkunç bir şey. Bir sonraki yazımda bu durumdan tek çıkış yolunu anlatıyor olacağım…




Bu haber 6925 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER HABERLER
Metin 2 TR
FOTO GALERİ
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
SON YORUMLANAN HABERLER
SON HABER YORUMLARI
YUKARI